Denizde Alabalık Var mı? Deniz Alabalığı Hakkında Bilinmesi Gerekenler Denizde balık tutarken alabalık yakalamak mümkün mü diye hiç düşündünüz mü? Genellikle alabalık denildiğinde aklımıza soğuk, berrak akarsular, dağ gölleri ve ormanların arasından akan dereler geliyor. Ancak işin içine deniz girince konu biraz daha ilginç hâle geliyor. Çünkü bazı alabalık türleri yaşamlarının bir bölümünü tatlı suda, diğer bölümünü ise denizde geçirebiliyor. Üstelik denize açılan bu balıklar, büyüdükten sonra doğdukları akarsulara geri dönebiliyor. Özellikle Karadeniz kıyılarında balık avlayanlar, Doğu Anadolu'daki akarsularla ilgilenenler veya farklı balık türlerini araştıranlar için bu konu oldukça merak uyandırıcı. Peki, denizde gerçekten alabalık bulunur mu? Bulunuyorsa hangi denizlerde yaşar, nasıl beslenir ve kıyıdan avlanırken karşılaşmak mümkün müdür? Kısa cevap: Evet, bazı alabalık türleri denizde yaşayabilir. Ancak bütün alabalıklar denize gitmez ve denizde görülen her alabalık da aynı yaşam döngüsüne sahip değildir. Konuyu doğru anlamak için türler arasındaki farklara, balıkların göç davranışlarına ve Türkiye'nin deniz ekosistemlerine birlikte bakmak gerekiyor. 1. Denizde Alabalık Olur mu? Alabalıklar, somonlarla aynı familyada bulunan Salmonidae grubunun üyeleridir. Bu gruptaki balıkların yaşam biçimleri türlerine ve hatta aynı türün farklı popülasyonlarına göre değişebilir. Bazı alabalıklar bütün yaşamlarını tatlı suda geçirirken bazıları denize göç eder. Deniz ortamında beslenip büyüyen ve üremek için yeniden tatlı suya dönen alabalıklar, genel olarak deniz alabalığı olarak adlandırılır. Burada önemli bir ayrıntı var: Deniz alabalığı ifadesi her zaman tek bir biyolojik türü anlatmaz. Örneğin Avrupa'da deniz alabalığı denildiğinde çoğunlukla Salmo trutta türünün denize göç eden bireyleri kastedilir. Aynı türün tatlı suda kalan bireyleri ise dere alabalığı veya kahverengi alabalık olarak anılabilir. Yani bir balığın dere alabalığı ya da deniz alabalığı olarak adlandırılması, her zaman iki ayrı tür olduğu anlamına gelmez. Bazen aynı türün farklı yaşam stratejileri söz konusudur. Bu durum doğadaki uyum yeteneğinin güzel bir örneğidir. Deniz, balığa daha geniş bir beslenme alanı sunabilir; akarsular ise yumurtlama ve yavruların gelişmesi için uygun ortamlar sağlayabilir. Ancak tuzlu suda yaşayabilmek, balığın fizyolojisinin buna uygun olmasını gerektirir. 2. Deniz Alabalığı ile Dere Alabalığı Arasındaki Fark Nedir? İki balık arasındaki temel farkı yalnızca renklerine veya boyutlarına bakarak anlamaya çalışmak yanıltıcı olabilir. Yaşam döngüsü, yaşadığı çevre ve göç davranışı çok daha belirleyicidir. Dere alabalığı: Genellikle soğuk, oksijeni yüksek tatlı sularda yaşar. Dağ dereleri, kaynak suları ve uygun göl sistemleri bu balıkların yaşayabildiği ortamlar arasındadır. Beslenmesinde sucul böcekler, larvalar, küçük omurgasızlar ve uygun büyüklükteki diğer canlılar önemli yer tutar. Deniz alabalığı: Deniz ortamına göç edebilen popülasyonlara verilen genel addır. Bu balıklar denizde beslenerek büyür, daha sonra üreme döneminde akarsulara dönebilir. Deniz ortamında balıklar, kabuklular ve diğer küçük deniz canlıları beslenmelerinde rol oynayabilir. Görünüşleri: Deniz alabalıkları denizde geçirdikleri süre boyunca daha gümüşi bir görünüm kazanabilir. Tatlı suda yaşayan bireylerde ise kahverengi, zeytin yeşili veya sarımsı tonlar ile koyu benekler daha belirgin olabilir. Fakat renk tek başına güvenilir bir teşhis yöntemi değildir; yaş, üreme dönemi ve çevre koşulları da görünüşü etkiler. Boyutları: Denizde daha fazla besin bulabilen bireyler büyüyebilir. Buna rağmen her deniz alabalığı büyük, her dere alabalığı küçük olacak diye bir kural yoktur. Büyüme; besin miktarı, su sıcaklığı, genetik özellikler ve balığın denizde geçirdiği süre gibi birçok etkene bağlıdır. Buradan çıkarılabilecek önemli sonuç şu: Bir balığı yalnızca fotoğrafına bakarak kesin olarak deniz alabalığı diye tanımlamak her zaman mümkün değildir. Özellikle benzer türlerin bulunduğu bölgelerde uzman incelemesi veya güvenilir tür tanımlama kaynakları gerekebilir. 3. Deniz Alabalığı Hangi Denizlerde Yaşar? Deniz alabalığı kavramı özellikle Avrupa'nın Atlantik kıyıları, Kuzey Denizi çevresi ve Baltık Denizi havzasıyla ilişkilidir. Bu bölgelerde Salmo trutta türünün denize göç eden popülasyonları bilinmektedir. İngiltere, İskoçya, İrlanda ve İskandinavya'daki bazı akarsu sistemlerinde deniz alabalıkları, denizde beslenip üremek için tatlı suya dönen balıklar olarak ekolojik açıdan önemli bir yere sahiptir. Göçün gerçekleştiği zaman ve mesafe, akarsu sistemine ve popülasyona göre değişebilir. Ancak bu örnekleri bütün denizlerde aynı şekilde yaşayan tek bir balık topluluğu varmış gibi düşünmemek gerekir. Her bölgenin tuzluluk düzeyi, sıcaklığı, akarsu bağlantıları ve besin kaynakları farklıdır. Bir balığın denizde bulunabilmesi için yalnızca tuzlu suya dayanıklı olması yeterli değildir. Denizde beslenebilmeli, uygun sıcaklık aralığında kalabilmeli ve üreme döneminde uygun tatlı su habitatlarına erişebilmelidir. Dolayısıyla deniz alabalığının dağılımını anlamak için denizin kendisi kadar denize bağlanan akarsulara da bakmak gerekir. Bu bağlantı kesildiğinde, balığın yaşam döngüsünün önemli bir bölümü de kesintiye uğrayabilir.
4. Türkiye'de, Özellikle Karadeniz'de Alabalık Var mı?
Türkiye açısından konu daha da ilginçtir. Çünkü ülkemizde Karadeniz alabalığı ve deniz alası adıyla bilinen balıklarla ilgili bilimsel araştırmalar bulunmaktadır. Özellikle Doğu Karadeniz ve Çoruh havzası, doğal alabalık popülasyonları bakımından önem taşıyan bölgeler arasındadır.
Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğünün Karadeniz alasıyla ilgili tür eylem planında, Doğu Karadeniz ve Çoruh havzasındaki alabalıkların dağılımı ele alınmaktadır. Raporda deniz alası olarak bilinen balıklarla dağ alabalıkları arasındaki bilimsel sınıflandırma farklılıklarına dikkat çekilmektedir. Bu ayrıntı önemlidir; çünkü yöresel adlar ile bilimsel tür adları her zaman birebir örtüşmez. Kaynak: Tarım ve Orman Bakanlığı, Karadeniz Alası Tür Eylem Planı. Tarım ve Orman Bakanlığı
Peki bu bilgi, Karadeniz'in herhangi bir noktasında olta atan kişinin mutlaka alabalık yakalayabileceği anlamına gelir mi? Hayır. Bir türün belirli bir havzada bulunması, denizin her yerinde ve yılın her döneminde yoğun olarak görüleceğini göstermez.
Balığın denize hangi noktadan ulaştığı, akarsuyun denizle bağlantısı, su sıcaklığı, mevsim ve yerel popülasyonun durumu belirleyicidir. Ayrıca kıyıdan açık denize doğru gidildikçe karşılaşma ihtimali hakkında genelleme yapmak için bölgesel gözlem ve bilimsel veriler gerekir.
Doğu Karadeniz'de denize dökülen bir derenin yakınında balık görülmesiyle İstanbul kıyılarında aynı balığın bulunması aynı şey değildir. Karadeniz büyük bir denizdir ve balıkların dağılımı kıyı boyunca eşit değildir.
Türkiye'de alabalıkların denizle ilişkisini araştıran bilimsel çalışmaların bulunması, konunun yalnızca bir balıkçı söylentisinden ibaret olmadığını gösterir. Fakat güncel ve belirli bir kıyıya ait kayıt olmadan, "Şu sahilde kesin alabalık var" demek doğru olmaz.
5. Bilimsel Araştırmalar Ne Söylüyor? Rakamlarla Gerçek Örnekler
Deniz alabalığı hakkındaki bilgileri somutlaştırmak için Türkiye'de yapılmış iki araştırmaya bakalım.
Örnek 1: Yanbolu Deresi'nde yürütülen çalışma
Çakmak ve çalışma arkadaşlarının 2010 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi Dergisi'nde yayımladığı araştırmada, Doğu Karadeniz'deki Yanbolu Deresi'ne bırakılan Karadeniz alabalıklarının geri dönüşümü, büyümesi ve beslenmesi incelenmiştir.
Araştırma Aralık 2006 ile Kasım 2007 arasında yürütülmüştür. Çalışmada, ortalama 9,59 santimetre uzunluğunda ve 9,31 gram ağırlığında toplam 2.624 işaretli balık kullanılmıştır. İşaretleme, balıkların hareketlerini izleyebilmek amacıyla yapılmıştır.
Çalışmanın önemli sonuçlarından biri, işaretli balıkların yeniden yakalanma oranının yüzde 6,7 olarak bildirilmesidir. Bu oran, bırakılan her 100 balıktan yaklaşık 6,7'sinin araştırma kapsamında yeniden yakalandığı anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, 2.624 balığın yüzde 6,7'si yaklaşık 176 balığa karşılık gelir; bu sayı, yayımlanan orandan hesaplanan yaklaşık değerdir, ayrı bir ölçüm değildir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Yeniden yakalanmayan balıkların tamamının öldüğünü veya kaybolduğunu söyleyemeyiz. Balıklar araştırma alanının dışına çıkmış, işaretlerini kaybetmiş veya örnekleme sırasında yakalanmamış olabilir.
Bu araştırma, alabalıkların doğal ortama uyumunu değerlendirmek için yalnızca balıkları suya bırakmanın yeterli olmadığını da düşündürüyor. Balıkların yaşaması, büyümesi, uygun habitat bulması ve yaşam döngüsünü sürdürebilmesi ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Kaynak: Çakmak ve arkadaşları, 2010, Yanbolu Deresine Bırakılan Karadeniz Alabalığının Geri Dönüşümü, Büyümesi ve Beslenmesi. DergiPark
Örnek 2: Türkiye'deki alabalık popülasyonlarının genetik yapısı
Karadeniz Teknik Üniversitesi bünyesinde 2006 yılında tamamlanan bir doktora tezinde, Türkiye'nin farklı bölgelerindeki kahverengi alabalık popülasyonları ve bunların genetik ilişkileri araştırılmıştır. Çalışmada denize göç eden ve tatlı suda kalan popülasyonların yanı sıra Anadolu alası da incelenmiştir.
Araştırmada mitokondriyal DNA'nın farklı bölgeleri kullanılmış ve 31 farklı birleşik haplotip belirlenmiştir. Haplotip, genetik bir bölgedeki belirli varyasyonların birlikte oluşturduğu örüntüyü ifade eder. Dolayısıyla 31 haplotip bulunması, araştırılan örneklerin genetik çeşitliliğini gösteren bir sonuçtur; Türkiye'de 31 ayrı alabalık türü olduğu anlamına gelmez.
4. Türkiye'de, Özellikle Karadeniz'de Alabalık Var mı?
Türkiye açısından konu daha da ilginçtir. Çünkü ülkemizde Karadeniz alabalığı ve deniz alası adıyla bilinen balıklarla ilgili bilimsel araştırmalar bulunmaktadır. Özellikle Doğu Karadeniz ve Çoruh havzası, doğal alabalık popülasyonları bakımından önem taşıyan bölgeler arasındadır.
Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğünün Karadeniz alasıyla ilgili tür eylem planında, Doğu Karadeniz ve Çoruh havzasındaki alabalıkların dağılımı ele alınmaktadır. Raporda deniz alası olarak bilinen balıklarla dağ alabalıkları arasındaki bilimsel sınıflandırma farklılıklarına dikkat çekilmektedir. Bu ayrıntı önemlidir; çünkü yöresel adlar ile bilimsel tür adları her zaman birebir örtüşmez. Kaynak: Tarım ve Orman Bakanlığı, Karadeniz Alası Tür Eylem Planı. Tarım ve Orman Bakanlığı
Peki bu bilgi, Karadeniz'in herhangi bir noktasında olta atan kişinin mutlaka alabalık yakalayabileceği anlamına gelir mi? Hayır. Bir türün belirli bir havzada bulunması, denizin her yerinde ve yılın her döneminde yoğun olarak görüleceğini göstermez.
Balığın denize hangi noktadan ulaştığı, akarsuyun denizle bağlantısı, su sıcaklığı, mevsim ve yerel popülasyonun durumu belirleyicidir. Ayrıca kıyıdan açık denize doğru gidildikçe karşılaşma ihtimali hakkında genelleme yapmak için bölgesel gözlem ve bilimsel veriler gerekir.
Doğu Karadeniz'de denize dökülen bir derenin yakınında balık görülmesiyle İstanbul kıyılarında aynı balığın bulunması aynı şey değildir. Karadeniz büyük bir denizdir ve balıkların dağılımı kıyı boyunca eşit değildir.
Türkiye'de alabalıkların denizle ilişkisini araştıran bilimsel çalışmaların bulunması, konunun yalnızca bir balıkçı söylentisinden ibaret olmadığını gösterir. Fakat güncel ve belirli bir kıyıya ait kayıt olmadan, "Şu sahilde kesin alabalık var" demek doğru olmaz.
5. Bilimsel Araştırmalar Ne Söylüyor? Rakamlarla Gerçek Örnekler
Deniz alabalığı hakkındaki bilgileri somutlaştırmak için Türkiye'de yapılmış iki araştırmaya bakalım.
Örnek 1: Yanbolu Deresi'nde yürütülen çalışma
Çakmak ve çalışma arkadaşlarının 2010 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi Dergisi'nde yayımladığı araştırmada, Doğu Karadeniz'deki Yanbolu Deresi'ne bırakılan Karadeniz alabalıklarının geri dönüşümü, büyümesi ve beslenmesi incelenmiştir.
Araştırma Aralık 2006 ile Kasım 2007 arasında yürütülmüştür. Çalışmada, ortalama 9,59 santimetre uzunluğunda ve 9,31 gram ağırlığında toplam 2.624 işaretli balık kullanılmıştır. İşaretleme, balıkların hareketlerini izleyebilmek amacıyla yapılmıştır.
Çalışmanın önemli sonuçlarından biri, işaretli balıkların yeniden yakalanma oranının yüzde 6,7 olarak bildirilmesidir. Bu oran, bırakılan her 100 balıktan yaklaşık 6,7'sinin araştırma kapsamında yeniden yakalandığı anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, 2.624 balığın yüzde 6,7'si yaklaşık 176 balığa karşılık gelir; bu sayı, yayımlanan orandan hesaplanan yaklaşık değerdir, ayrı bir ölçüm değildir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Yeniden yakalanmayan balıkların tamamının öldüğünü veya kaybolduğunu söyleyemeyiz. Balıklar araştırma alanının dışına çıkmış, işaretlerini kaybetmiş veya örnekleme sırasında yakalanmamış olabilir.
Bu araştırma, alabalıkların doğal ortama uyumunu değerlendirmek için yalnızca balıkları suya bırakmanın yeterli olmadığını da düşündürüyor. Balıkların yaşaması, büyümesi, uygun habitat bulması ve yaşam döngüsünü sürdürebilmesi ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Kaynak: Çakmak ve arkadaşları, 2010, Yanbolu Deresine Bırakılan Karadeniz Alabalığının Geri Dönüşümü, Büyümesi ve Beslenmesi. DergiPark
Örnek 2: Türkiye'deki alabalık popülasyonlarının genetik yapısı
Karadeniz Teknik Üniversitesi bünyesinde 2006 yılında tamamlanan bir doktora tezinde, Türkiye'nin farklı bölgelerindeki kahverengi alabalık popülasyonları ve bunların genetik ilişkileri araştırılmıştır. Çalışmada denize göç eden ve tatlı suda kalan popülasyonların yanı sıra Anadolu alası da incelenmiştir.
Araştırmada mitokondriyal DNA'nın farklı bölgeleri kullanılmış ve 31 farklı birleşik haplotip belirlenmiştir. Haplotip, genetik bir bölgedeki belirli varyasyonların birlikte oluşturduğu örüntüyü ifade eder. Dolayısıyla 31 haplotip bulunması, araştırılan örneklerin genetik çeşitliliğini gösteren bir sonuçtur; Türkiye'de 31 ayrı alabalık türü olduğu anlamına gelmez.