Peyami Safa ne şairi ?

Gonul

New member
Fakat bunun “erkekler böyle okur, kadınlar böyle okur” şeklinde kesin bir cinsiyet kuralı olduğunu düşünmek doğru olmaz. Bir insanın eğitim geçmişi, yaşı, hayat deneyimi ve kültürel çevresi çoğu zaman cinsiyetten daha belirleyici olabilir.

Özellikle Fatih-Harbiye açısından kadın karakterlerin toplumsal beklentilerle bireysel arzular arasında kalması, günümüz okuru için ayrıca tartışılabilir.

Dolayısıyla burada önemli soru şu:

Bir edebî karakterin yaşadığı duygusal çatışmayı anlamak mı daha önemlidir, yoksa verdiği kararların toplumsal sonuçlarını değerlendirmek mi?

Aslında Safa'nın romanlarını güçlü yapan şey, bu ikisini birbirinden ayırmamasıdır.

Peyami Safa Neden Psikolojik Romanın Önemli İsimlerinden Sayılır?

Safa'nın en önemli özelliklerinden biri, olayları sadece “ne oldu?” düzeyinde bırakmamasıdır.

Karakterin korkusunu, tereddüdünü, suçluluk duygusunu, kıskançlığını veya yalnızlığını da anlatır.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu bu konuda özellikle dikkat çekicidir. Hastalık, karakter için fiziksel bir problem olmanın ötesine geçer. Kendisini başkalarından farklı hissetmesine, geleceğini sorgulamasına ve çevresindeki insanlarla ilişkilerini yeniden değerlendirmesine neden olur.

Bu yaklaşım modern romanın önemli özelliklerinden biri olan iç dünya kavramını öne çıkarır.

Bugün psikoloji alanında kullanılan “benlik algısı”, “kaygı”, “sosyal izolasyon” veya “beden algısı” gibi kavramları doğrudan Safa'nın romanına uygulamak anakronik olabilir. Ancak romanın karakter deneyimini bu kavramlarla karşılaştırmak, eseri günümüz okurunun anlamasını kolaylaştırabilir.

Burada edebiyat ile psikoloji arasında güzel bir kesişim oluşuyor: Bilim insan davranışını kavramlarla açıklarken roman, aynı davranışın içeriden nasıl hissedildiğini gösterebilir.

Peyami Safa'nın Önemli Eserleri Hangileri?

Safa'nın eserlerini birkaç başlık altında düşünmek daha kolay:

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930): Hastalık, beden, korku, aşk ve psikolojik çatışma merkezindedir. Safa'nın psikolojik romancılığının en bilinen örneklerinden biridir.

Fatih-Harbiye (1931): Doğu-Batı, gelenek-modernlik, kültürel değişim ve kimlik çatışmasını işler.

Bir Tereddüdün Romanı (1933): Kararsızlık, fikir dünyası ve bireyin iç çatışmaları ön plana çıkar.

Matmazel Noraliya'nın Koltuğu (1949): Maddî dünya ile manevî arayış arasındaki gerilimi daha belirgin biçimde ele alır.

Yalnızız (1951): Bireysel yalnızlık, toplum, modernleşme, ahlak ve insanın iç dünyasına ilişkin meseleleri kapsamlı biçimde işler.

Bu eserlerin ortak noktasına baktığımızda karşımıza sürekli aynı soru çıkıyor:

İnsan kendi içinde gerçekten bütünlüğe ulaşabilir mi?

Safa'nın romanlarını birbirine bağlayan en güçlü damarlardan biri bana göre budur.

Peyami Safa'yı Sadece “Eski Bir Yazar” Olarak Görmek Neden Eksik Kalır?

Peyami Safa'nın yaşadığı dönem ile bugün arasında yaklaşık bir yüzyıl var. Buna rağmen tartıştığı bazı sorunlar hâlâ güncel.

Kültürel değişim, kimlik, şehirleşme, gelenek-modernlik çatışması, bireysellik, aile baskısı ve maneviyat gibi meseleler günümüz Türkiye'sinde de tartışılıyor.

Örneğin bugün bir gencin geleneksel ailesinin değerleriyle küresel internet kültürü arasında kalması, 1930'lardaki Fatih-Harbiye çatışmasının aynısı değildir. Fakat iki durumda da ortak bir soru vardır:

“Ben kimim ve nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?”

Bu nedenle Safa'yı günümüze taşırken karakterleri bugünün insanlarıyla birebir eşleştirmek yerine, onun ortaya koyduğu temel çatışmaları güncel hayatla karşılaştırmak daha sağlıklı olur.

“Peyami Safa Ne Şairi?” Sorusunun En Doğru Cevabı

Sonuç olarak Peyami Safa için “şu akımın şairidir” demek doğru değildir.

Peyami Safa esas olarak romancıdır. Bunun yanında gazeteci, hikâye yazarı ve fikir insanı olarak da Türk edebiyatı ve düşünce hayatında önemli bir yere sahiptir.

Onu özel yapan şey yalnızca çok sayıda roman yazması değildir. Bireyin iç dünyasını toplumsal değişimle ilişkilendirmesi, psikolojik çatışmaları kültürel meselelerle birleştirmesi ve özellikle Doğu-Batı tartışmasını karakterlerin hayatları üzerinden göstermesidir.

Bu yüzden Safa'yı değerlendirirken “şair mi, değil mi?” sorusunun ötesine geçmek gerekiyor.

Bence daha ilginç tartışma şu:

Peyami Safa'nın romanlarında anlatılan Doğu-Batı çatışması bugün gerçekten sona erdi mi, yoksa sosyal medya, küreselleşme ve popüler kültürle birlikte sadece biçim mi değiştirdi?

Bir başka soru da şu:

Dokuzuncu Hariciye Koğuşunu psikolojik roman olarak mı, hastalık ve insan psikolojisi üzerine bir anlatı olarak mı, yoksa aşk ve yalnızlık romanı olarak mı okumak daha doğru?

Ve belki de en önemlisi:

Peyami Safa bugün yaşasaydı, Fatih-Harbiye arasındaki kültürel çatışmayı hangi iki mekân, hangi iki yaşam tarzı veya hangi iki dünya üzerinden anlatırdı?

Bu soruların kesin tek bir cevabı olmayabilir. Zaten Safa'nın bugün hâlâ tartışılmasının nedeni biraz da bu. Romanları yalnızca belirli bir dönemin problemlerini anlatmakla kalmıyor; insanın değişen toplum içinde kendisini tanımlama mücadelesini de gündeme getiriyor.

Kaynak olarak başta Türk Dil Kurumu'nun Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, İslam Ansiklopedisi'nin “Peyami Safa” maddesi ve Safa'nın kendi yayımlanmış eserleri dikkate alınabilir. Bu kaynaklar, onun temel edebî kimliğinin şairlikten ziyade romancılık ve fikir yazarlığı ekseninde değerlendirilmesini destekler.
 
Üst